Rumeysa Hanım 1873 senesinde Aredba prensi Halil Bey'in kızı olarak Karadeniz sahilinde bulunan Adler kasabasında dünyaya geldi. Ailesi Abhaz prenslerindendi. 93 harbi olarak bilinen Osmanlı Rus Savaşı'ndan kısa bir zaman önce ailesi tarafından İstanbul'a akrabası Suzidil Hanım'ın yanına gönderildi Suzidil Hanım, Sultan Abdülmecid'in kızı Cemile Sultan'ın saraylısıydı. Rumeysa Hanım'ın babası Nazikeda Başkadınefendi'nin dayısı idi. Bu yüzden İstanbul'a 1875 senesinde gönderilirken yanında kuzini Nazikeda ve aileye mensup diğer kızlarda bulunuyordu.
Nazikeda Şehzade Vahdeddin'le 1886 yılında evlenince onun Başnedimesi oldu ve saraydaki bu görevi Nazikeda'nın sürgüne gönderilip Sultan Vahdeddin'nin vefatına kadar devam etti. Tam 49 sene Osmanlı Sarayı'nda yaşadıktan sonra ve son iki senesini sürgünde Sultan Vahdeddin'in yanında geçirdi.
Rumeysa Hanım, Sultan Vahdeddin'in 1926 yılında vefatı üzerine bir sene daha sürgünde kaldı. 1927 yılının başında Türkiye'ye döndü. İstanbul'da akrabası Ruhidilber Hanım'ın yanına yerleşti ve Ruhidilber Hanım'ın Serencebey Yokuşu'nda bulunan evinde 1929 yılında kanserden vefat etti.
Türkiye'ye geldikten sonra vatandaşlığı geçmek istedi. Fakat "hainlerin, kendilerini padişah ve halife kabul edenlerin ölümünü dilediğine dair yemin istenince"
Şu asil cevabı verecek ve Türk vatandaşlına alınmayacaktı.
"İlkine hiç düşünmeden yemin ederim, ancak ikincisine asla, zira ömrüm boyunca sadece iyilik ve şefkat gördüğüm insanların kötülüğünü isteyemem"
"Memlekete döndükten sonra anladım ki hakikat saklanmakta. Millet kandırılıyor. Bu yeni düzenin zemini yalandan müteşekkil iken, geleceği acaba nasıl olur?" Diye soran Rumeysa Hanım Efendiye cevabımız ne olabilir sizce?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder